oncu
/

YazılarWritings ·

Kaldırımdaki ağaç bir süs değildir

Şehirde ağacı dekorasyon sanıyoruz. Oysa gölge, bir yolun altyapısı kadar temel bir ihtiyaç.

Yaz ortasında iki caddeyi yan yana koyun. Birinde ağaç var, diğerinde yok. Aradaki hava sıcaklığı farkı gölgede beş altı dereceye kadar çıkabiliyor. Asfaltın yüzey sıcaklığı farkı ise yirmi dereceyi geçiyor.

Şimdi düşünün: bir caddeye klima taksanız, beş derece serinletseniz, buna altyapı yatırımı denir. Bütçesi olur, ihalesi olur, açılışı olur. Aynı işi ağaç yaptığında ona “peyzaj” diyoruz ve ilk kesinti listesine yazıyoruz.

Ağaç bittiği anda unutuluyor

Şehirde ağaç dikmek kolay iştir. Fidan alınır, çukur açılır, dikilir, fotoğraf çekilir. Zor olan sonrası.

Bir sokak ağacının ilk üç yılı kritiktir. Kök tutana kadar düzenli su ister. Rüzgârda devrilmesin diye herek ister, ama o hereğin ipi zamanında gevşetilmezse gövdeyi boğar. Dip kısmına beton dökülürse su ve hava almaz. Bu üç şeyden biri aksarsa ağaç ölmez, daha kötüsü olur: yaşar ama gelişmez. On yıl sonra hâlâ fidan boyundadır ve kimse neden büyümediğini sormaz.

İzmir’de yürürken bunun örneğini çok görüyorum. On yıl önce dikilmiş, hâlâ insan boyunu geçememiş sıra sıra ağaç. Onlar dikilirken harcanan para tamamen boşa gitmiş değil ama karşılığının belki üçte biri alınmış.

Yanlış tür, doğru niyet

İkinci yaygın hata tür seçimi. Karar verirken üç soru sorulmuyor:

Bu ağacın kökü kaldırımı kaldırır mı? Bazı türlerin yüzeysel kökleri vardır; on beş yıl sonra kaldırım taşları göbek atar, sonra suç ağaca yıkılır ve kesilir.

Bu ağacın altına araba park edilecek mi? Ediliyorsa, reçine akıtan, iri meyve düşüren türü oraya dikmek insanları ağaca düşman etmektir.

Bu ağaç kaç metre olacak? Elektrik hattının altına on beş metrelik tür dikilirse, o ağacın kaderi her yıl budanarak sakat bırakılmaktır.

Bu soruların üçü de teknik değil. Sağduyu soruları. Ama proje aşamasında sorulmadıkları için, ağacın ömrü boyunca sorun olarak geri geliyorlar.

Budama denen şey

Bir de budama meselesi var ki bu ayrı bir yazıyı hak ediyor. Türkiye’de “budama” adı altında yapılan işin büyük kısmı budama değil, kesme.

Doğru budama, ağacın taç yapısını koruyarak zayıf ve tehlikeli dalları almaktır. Yapılan ise çoğu zaman gövdenin belli bir yükseklikten kesilip ağacın direğe çevrilmesi. Buna dünyada “topping” deniyor ve neredeyse her ülkenin meslek örgütü bunu kötü uygulama olarak tanımlıyor. Çünkü ağaç o yaradan sonra hızlı ve zayıf sürgün verir; o sürgünler birkaç yıl içinde ilk fırtınada kırılacak kadar cılızdır. Yani “tehlikeli olmasın diye” yapılan iş, ağacı gerçekten tehlikeli hâle getirir.

Bunu yapan ekipleri suçlamıyorum. Onlara verilen talimat böyle, ödeme kalemi böyle, süre böyle. Sorun ekipte değil, işi tarif eden şartnamede.

Basit bir öneri

Ağaç dikimini bir etkinlik olmaktan çıkarıp bir bakım taahhüdüne çevirmek gerekiyor.

Bin fidan dikip beş yıl sonra dört yüzünü kaybetmektense, dört yüz fidan dikip beşini birden yaşatmak hem daha ucuz hem daha dürüst. Dikim ihalesiyle bakım ihalesinin ayrı olması, bu ülkedeki en pahalı idari alışkanlıklardan biri.

Ağaç bir süs değil. Yazın şehirde yürüyebilmenin şartı.