Masada neden hâlâ iki kadın var?
Mezunların yüzde sekseni kadın, yönetim kurulunda yüzde on. Telefonu açmayan, grupta susan, işi bırakan kadınlara kızmak kolay; asıl soru aradaki kadınların nereye gittiği.
Önce bir itiraf: Bu yazıyı ilk yazdığımda epey sinirliydim. Sonra fark ettim ki sinirim kadınlara değil, yıllardır gördüğüm ama bir türlü açıklayamadığım bir tabloya. O yüzden suçlamak yerine soru sormayı denemek istiyorum.
Telefonu açmayan on kişi
Sektörümüzde bir dernek kuruyoruz. Ön başvuru yapanları tek tek aradım. Diyelim on kadın, on erkek. Erkeklerden dokuzu ilk aramada açtı, uzun uzun konuştuk, fikir alışverişi yaptık. Kadınlardan yalnızca biri açtı, o da “şu an müsait değilim” deyip kapattı.
Yönetim kurulumuz 20 kişi. Bunlardan ikisi kadın, onlar da “hepimiz erkek olmayalım” diye biz ısrar ettiğimiz için orada. Oysa sektörümüzle ilgili üniversite bölümlerinden mezun olanların yaklaşık yüzde sekseni kadın.
Rakam ortada: Mezunların yüzde sekseni kadın ama karar masasında yüzde onu var. Aradaki kadınlar nereye gidiyor?
Sessiz gruplar
Teknik konuları konuştuğumuz bir WhatsApp grubumuz var. Kadın üyeler var ama teknik bir tartışmaya katıldıklarını neredeyse hiç görmedim. Yapay zekâ grubumuzda ise ne üye ne konuşan bir kadın gördüm.
Öte yandan YouTube’da ve Instagram’da yapay zekâ anlatan çok sayıda kadın var ve çoğu da benzer içerik üreten erkeklerden daha fazla izleniyor. Demek ki bilgi de ilgi de var. O zaman şunu sormak gerekiyor: Kadınlar neden açık ekranda konuşup kapalı gruplarda susuyor? Belki o gruplar, farkında olmadan, kadınların söz almak istemeyeceği yerlere dönüştü. Belki de algoritma bilgiyi değil görünüşü ödüllendiriyor, bu da kadınları gerçek teknik tartışmadan uzaklaştırıp vitrine itiyor. İki ihtimal de kimsenin işine yaramıyor.
Görünüş ve iş
Yıllardır işletme yönetiyorum ve bazen işini değil görüntüsünü öne çıkaran çalışanlar gördüm. Dürüst olmak gerekirse bu davranışı ödüllendirenler de çoğunlukla erkek yöneticilerdi. Bir iş yeri iyi görüneni iyi iş yapandan fazla ödüllendiriyorsa sorun önce o iş yerinde, yani bizde.
Tacize gelince, burada net olmak istiyorum: Tacizin sorumlusu yalnızca taciz edendir. Kimse kılığıyla, gülüşüyle ya da kariyer hırsıyla bunu “hak etmez”. Bir erkeğe “yakışıklı olmuşsun” demekle bir kadına “güzel olmuşsun” demenin aynı yere düşmemesinin sebebi de bu. Kadınların çok büyük kısmı o cümleyi, devamında bir şey gelebilecek bir güç dengesi içinde duyuyor. Bunu anlamak, iltifatı yasaklamak anlamına gelmiyor. Neyin, kime, nerede söylendiğini düşünmek anlamına geliyor.
Çocuk, ev, iş
Çevremde erkek para kazanmaya başlayınca çocuk gerekçesiyle işi bırakan pek çok kadın tanıyorum. Bir süre sonra çocuk okulda ya da bakıcıda oluyor, yemek dışarıdan geliyor, temizliğe haftada bir yardımcı geliyor. Bu tablo bende hep bir soru bırakıyor.
Belki bu bir tercih ve kimseye hesap vermek zorunda değil. Ama belki de iş hayatı o kadınlara geri dönmeye değecek bir yer sunmadı: esnek saat, adil ücret, ciddiye alınma. Bırakan herkesi tembellikle açıklamak kolay. Ama kaç kadın kapıyı içeriden kilitli bulduğu için bıraktı, onu da bilmiyoruz.
Avantaj mı, yokluk mu?
Bazen “kadınlar iş hayatında daha avantajlı” diye düşündüğüm oluyor. İşini iyi yapan bir kadın gerçekten daha çabuk fark ediliyor. Fakat bu “avantaj”, kadınların bu kadar az olmasından kaynaklanıyor. Bir odada tek kadın varsa elbette görünür olur. Sonra da odada neden hep tek kadın olduğunu sormayı unutuyoruz.
Son söz
Bu yazının kesin bir cevabı yok, yalnızca bir çağrısı var.
Meslektaşım kadınlara: Telefonu açın. Grupta yazın, yanlış bile olsa yazın. Masaya oturun, çünkü sizin yerinize karar verilmesinin tek sebebi orada olmamanız.
Meslektaşım erkeklere: Kadınlar neden susuyor diye sormadan önce, konuştuklarında onları nasıl dinlediğimize bir bakalım.
Mezunların yüzde sekseni kadınsa sektörün geleceği de büyük ölçüde onların elinde. O geleceği iki sandalyeye sığdıramayız.