oncu
/

YazılarWritings ·

Susuz bir şehirde çim tartışması

Barajlar dibi görürken parkta çim meselesini hâlâ zevk tartışması sanıyoruz. Değil; bütçe ve su tartışması.

Her yaz aynı manşet dönüyor: baraj doluluk oranı şu kadara indi. Sonra sonbahar geliyor, yağmur düşüyor, konu kapanıyor. Kimse bir sonraki yaza kadar suyu konuşmuyor.

Ben bu konuyu yazın değil, kışın konuşmak istiyorum. Çünkü su faturası yazın çıkar ama karar kışın verilir. Bir parkın, bir sitenin, bir fabrikanın bahçesinin ne kadar su içeceği, o bahçe çizilirken belli olur. Projede çim yazıyorsa, o alan otuz yıl boyunca su içecek demektir. Sonra temmuzda “su tasarrufu yapalım” demenin bir kıymeti kalmaz.

Çim düşman değil, yanlış yerdeki çim düşman

Beni yanlış anlamayın. Çimin yeri var. Çocuğun üstünde yuvarlandığı, insanın oturup piknik yaptığı alan çim olacak, başka çaresi yok. Basılan yüzeydir çim; işlevi budur.

Sorun, kimsenin basmadığı yerlere çim ekmemiz. Refüje çim ekiyoruz. Kavşağın ortasındaki üçgene çim ekiyoruz. Duvar dibindeki kırk santimlik şeride çim ekiyoruz. Oraya kimse ayak basmıyor, sadece bakılıyor. Bakmak için su harcıyoruz.

O alanlara ne olur? Lavanta olur, adaçayı olur, biberiye olur, karayemiş olur, süs otu olur. Kuruduğunda ölmeyen, yılda birkaç kez sulanan, çiçek açtığında da çimden çok daha güzel görünen onlarca bitki var. Hepsi bu topraklarda kendiliğinden yetişen bitkiler. Yani bu bir fedakârlık değil, doğru seçim.

Asıl mesele sulama değil, sulama sistemi

İkinci bir mesele var ki bundan daha az konuşuluyor: aynı bitkiyi iki farklı sistemle sularsanız, aralarında üç kat fark çıkar.

Bir parkı gezerken sabah dokuzda fıskiyelerin çalıştığını görüyorsanız, o parkta su israfı var demektir. Güneş yükselmişken atılan suyun ciddi bir kısmı toprağa varmadan buharlaşır. Aynı sistem gece üçte çalışsa, aynı bitki aynı yeşillikte, fatura üçte iki.

Kaldırıma su fışkırtan fıskiye görüyorsanız, orada ayarsız bir başlık var. Beton ıslanıyor, bitki susuz kalıyor, para akıyor.

Damla sulama yerine fıskiye kullanılan bir çiçeklik görüyorsanız, orada su yaprağa gidiyor, köke gitmiyor. Hem israf hem hastalık.

Bunların hiçbiri için yeni bir teknoloji, yeni bir bütçe kalemi, yeni bir yatırım gerekmiyor. Zaten kurulmuş sistemlerin doğru ayarlanması gerekiyor. Bu da bakım işidir; yani parayı harcadıktan sonra kimsenin ilgilenmediği iş.

Kim ne yapabilir

Bunu bir şikâyet yazısı olarak bırakmak istemiyorum. Somut olarak konuşayım.

Belediye için: Yeni proje şartnamesine “su tüketimi hesabı” diye bir kalem koymak yeterli. Bir parkın yıllık su ihtiyacı proje aşamasında hesaplanabilir; bu hesabı yapmak yarım gün sürer. İhale kararı verilirken yatırım maliyetinin yanına on yıllık su maliyeti de yazılırsa, çim kararları kendiliğinden değişir.

Site yönetimi için: Sulama otomasyonunuzun saatini kontrol edin. Sadece bu. Sulamayı geceye almak, hiçbir masraf gerektirmeyen ve ilk faturada kendini gösteren tek hamledir.

Bahçesi olan için: Bahçenizi kurarken “ne kadar güzel olur” sorusunun yanına “yazın kaç saat sulama ister” sorusunu da koyun. İkinci soruyu sormayan bahçeler ilk kurak yazda elden gider.

Su, artık peyzajın bir detayı değil. Peyzajın kendisi.