Vaat edilen unvan
Yıllarca okuyan, hep bir şey olacağı söylenen gençler kapı kapandığında ne yapacak? Kung Fu Panda'nın Tai Lung'u ile üniversite kuşağı arasında bir benzerlik.
Kung Fu Panda’da Tai Lung bütün çocukluğunu tek bir gün için hazırlanarak geçirir. Ustası ona bir gün Ejderha Savaşçısı olacağını söylemiştir. Kemikleri çatlayana kadar çalışır. O gün geldiğinde başka biri çıkıp “layık değilsin” der. Ustası susar.
Filmi çocukken izleyen herkes Tai Lung’u kötü adam olarak hatırlar. Ama aynı sahne bugün başka bir yerde, her yıl yüz binlerce kez yeniden oynanıyor: diplomasını alıp kapıdan çıkan gençlerde.
Sözü verilen gelecek
Hikâye tanıdık. İlkokulda “oku da adam ol” denir. Ortaokulda sınav, lisede dershane, sonra üniversite sınavı. Her basamakta aynı cümle tekrarlanır: bunu da geç, sonrası rahat. Kazanınca aile sevinir, mahalle konuşur. Çocuğun adının yanına daha okula başlamadan bir unvan eklenir: “mühendis olacak”, “doktor olacak”, “mimar olacak”.
Bunu söyleyenler kötü niyetli değildir. Çocuğu severler, yeteneğine inanırlar. Ama çocuk “büyük işler yapacaksın” cümlesini cesaret olarak değil, verilmiş bir söz olarak duyar. Unvanı almadan önce kendini o unvanın sahibi sanmaya başlar. Gelecekteki diploma bugünkü kimliğe yerleşir.
Tehlike tam burada başlar. Yolu değiştirmek, ara vermek, başka bir şey denemek giderek zorlaşır. Çünkü her adım bir kayıp gibi görünür. Sevenlerin gözünde küçülme korkusu, yanlış yolda devam etmekten daha ağır gelir.
Kapı kapandığında
Sonra mezuniyet gelir. Kep havaya atılır, fotoğraf çekilir ve vaat edilen kapı açılmaz. İş ilanı ya deneyim ister ya da diploma sormaz bile. Gence bir sınav daha gösterilir: yüksek lisans, KPSS, bir sertifika, bir dil belgesi. Söz yine ertelenir. Bir yıl daha, iki yıl daha.
Bu sırada genç yirmili yaşlarının ortasına gelmiştir. Elinde çok şey vardır: okuduğu kitaplar, geçtiği sınavlar, öğrendiği yöntemler. Ama kendisine anlatılan hayat tek bir unvandan ibaret olduğu için, o unvan gelmeyince elindekilerin hiçbirini göremez.
Sahada bunun bir örneği her gün yaşanıyor. Peyzaj mimarlığı mezunu bir genç bahçede fidan dikmeyi, sulama hattı döşemeyi kendine yakıştırmaz; o işin “okumamışların işi” olduğu öğretilmiştir. Aynı sektörde usta bahçıvan bulunamaz. Bir yanda iş bekleyen diplomalar, öbür yanda iş bekleyen bahçeler. İkisi arasındaki mesafe beceri değil, yıllar boyunca verilmiş bir sözdür.
Kapıyı kapatanlar ne yaptı?
Filmde Oogway, Tai Lung’a unvanı vermez. Kararı belki de doğrudur. Ama kapıyı kapatmak ile kapının önünde kalan çocuğa ne olacağını düşünmek ayrı sorumluluklardır. Filmde reddedilişten sonra Tai Lung’la konuşan, ona başka bir yol gösteren tek bir usta yoktur.
Bugünün düzeni de böyle işliyor. Kontenjanlar her yıl artar, bölümler açılır, aileler ve okullar söz verir. Ama mezunun kapının önünde kaldığı gün, o sözü verenlerden kimse ortada yoktur. Ne üniversite “bu bölümün karşılığı şu kadar” der, ne de aile “olmazsa da olur” der. Sorumluluk sessizce gence devredilir: başaramadıysan eksik sendedir.
Suç hırsta değil
Böyle gençler için kolayca “çok şey bekliyorlar” denir. Hırs suçlanır. Oysa bir şeyi istemeden ustalaşan kimse yoktur. Emeğinin karşılığını beklemek kusur değildir.
Asıl mesele, hırsın neye bağlandığıdır. Tai Lung unvanın getireceği sorumluluğu, koruyacağı insanları hiç konuşmaz. İstediği şey bir onaydır: ustasının ondan gurur duyması. Diploma da çoğu zaman böyle istenir. İşin kendisi için değil, “bir şey oldum” demek için. İş sevilmeden yalnızca unvan istendiğinde, unvan gelmeyince geriye hiçbir şey kalmaz.
Başka hayatlar
Tai Lung’un ustalığı ona onlarca kapı açabilirdi. Öğrenci yetiştirebilirdi, vadiyi koruyabilirdi, kendi yolunu kurabilirdi. Ama kendini tek bir gelecekle tanımlayan biri öteki olasılıkları göremez. Hikâyenin asıl acısı da budur: hiç yaşanmadan kaybolan hayatlar.
Üniversitede yıllarını geçiren genç de aynı durumdadır. Okuduğu her şey bir unvanın parçası değil, bir becerinin parçasıdır. O beceri bir atölyede, bir sahada, kendi küçük işinde, hiç adı konmamış bir meslekte karşılık bulabilir. Yeter ki unvanın kendisi kimlik sanılmasın.
Bunu gençlere ilk söylemesi gerekenler de onları büyütenlerdir. “Olacaksın” yerine “neyi seviyorsun”, “kazanırsan” yerine “denemezsen” denebilir. Filmde Po’nun babası oğlunun dükkânı devralmasını ister, ama oğlu başka bir yola gidince sevgisini geri çekmez. Sırrını da söyler: gizli malzeme yoktur.
Son soru
Yıllarca bir unvana hazırlanmış bir gence sorulması gereken soru belki de şu: o unvanı hiç almayacağını öğrensen, kendinde sevecek ne bulurdun?
Bu soruya cevap verebilen genç kaybolmaz. Cevap veremeyen, Tai Lung gibi öfkeyle ya da Tigress gibi sessizlikle bir ömür boyu onay bekler.