oncu
/

YazılarWritings ·

Yapay zekâ bizi daha mı iyi anlıyor?

Rakibini öven bir makine, üç cümle öncesini hatırlayan bir yazılım, bilmediğini söyleyen bir program. İnsan sanki çok daha hatalı bir yazılım gibi.

Bir yapay zekâya rakibini sorun. ChatGPT’ye Claude’u, Claude’a Gemini’yi sorun. Çoğu zaman şaşırtıcı bir cevap gelir: rakibin neyi iyi yaptığını sayar. Hangi işte daha güçlü olduğunu, kime daha uygun düştüğünü anlatır. Kendi tarafını tutmaz, ya da en azından tutmamaya çalışır.

Aynı soruyu bir insana sorun. Bir esnafa komşu dükkânı, bir firmaya rakip firmayı, bir taraftara öteki takımı. Cevap genelde önce bir “ama” ile başlar, sonra o “ama” bütün cümleyi yer.

Üç cümle öncesi

İnsanla konuşmanın tuhaf bir yorgunluğu var. Bir şeyi anlatırsınız, karşınızdaki başını sallar. Üç cümle sonra aynı soruyu size geri sorar. Anlattığınız şeyin başı aklında kalmamıştır; çünkü o sırada aklı başka yerdedir.

Nerededir? Cevabındadır. Siz konuşurken o, size ne diyeceğini kurar. Sözünüzün bitmesini dinlemek için değil, sırasının gelmesi için bekler. Konuşma iki kişinin birbirini dinlemesi değil, iki kişinin sırayla kendi cümlesini söylemesi olur.

Bir yapay zekâ ise konuşmanın başından beri söylenen her şeyi önünde tutar. Üçüncü cümleyi, onuncu cümleyi, en baştaki küçük ayrıntıyı. Cevabını onların hepsine bakarak verir. Dinlemek için sabretmesi gerekmez; zaten başka bir işi yoktur.

Çıkarın sesi

İnsanın cevabı çoğu zaman sorunun kendisine değil, kendi durumuna göre şekillenir. İşine gelen doğruyu büyütür, işine gelmeyeni küçültür. Rakibinin iyi bir işini görse de söylemez; söylerse kendisinden bir şey eksilecekmiş gibi gelir.

Bu kötülükten değil, korkudan doğar. İnsan için her konuşma biraz da bir pazarlıktır: itibarı, müşterisi, statüsü masadadır. Objektif olmak lüks bir şeydir; kaybedecek bir şeyi olmayanın harcayabileceği bir lüks.

Yapay zekânın masada kaybedecek dükkânı yok. Bu yüzden rakibini övmek ona bir şey kaybettirmez. Objektifliğinin bir kısmı erdemden değil, çıkarsızlıktan gelir. Ama sonuç değişmez: dinleyen tarafta daha az gürültü vardır.

“Bilmiyorum” diyebilmek

Belki en çarpıcı fark şu: yeni yapay zekâlar bilmedikleri konuda bilmediklerini söylemeye başladı. “Bundan emin değilim”, “bu bilgim eski olabilir”, “bunu kontrol etmen gerekir.”

İnsanlar arasında bu cümleyi duymak giderek zorlaşıyor. Bir toplantıda “bilmiyorum” diyen, sanki bir şey kaybetmiş gibi bakılır. Bu yüzden herkes her konuda bir şey söyler. Bilmeyen de kesin konuşur, bilen de. Aradaki farkı anlamak dinleyene kalır.

Hatalı bir yazılım

Bütün bunlar yan yana konunca insan, kendi yaptığı makineden daha çok hata veren bir yazılım gibi görünmeye başlıyor. Hafızası kısa, dikkati dağınık, cevapları çıkarına göre ayarlı, bilmediğini kabul etmekte zorlanan bir sistem.

Haksızlık olmasın: yapay zekâ da kusursuz değil. Bazen olmayan bir şeyi büyük bir güvenle anlatır. Bazen karşısındakinin duymak istediğini söylemeye yatkındır. Ve rakibini övmesi de, kendisini yapanların onu böyle eğitmesindendir; o tarafsızlık da sonuçta bir tasarım tercihidir.

Ama asıl soru makinenin ne kadar iyi olduğu değil. Asıl soru, insanların bir makineyle konuşurken kendilerini daha iyi dinlenmiş hissetmesinin ne anlattığı. Bir yazılımın üç cümle öncesini hatırlaması bu kadar etkileyici geliyorsa, sorun yazılımın çok iyi olması değil, birbirimizi dinlemeyi ne kadar bıraktığımızdır.

Hatayı düzeltmek

Yazılımda hatanın çözümü bellidir: önce hatayı kabul edersin, sonra düzeltirsin. İnsan için de farklı değil. Karşındakinin sözünü bitirmesini beklemek. Cevabı, o konuşurken değil, o sustuktan sonra düşünmek. Rakibin iyi bir işini görünce söylemek. Bilmediğin bir konuda “bilmiyorum” demek.

Bunların hiçbiri yeni bir teknoloji istemiyor. Belki de yapay zekânın bize öğrettiği en ilginç şey, bize ne kadar uzun zamandır bildiğimiz şeyleri yapmadığımızı göstermesi.